Kategoriler

İnsan Ne İle Yaşar? - Tolstoy


   Dört kısa hikayeden oluşan kitapta ortak soru, insan ne ile yaşar? Yaşarken üzerinde çok düşünmediğimiz ancak durup düşününce fark edilebilecek bir soru. Basit gibi gözükse de derinliği olan bir soru. Sahi insan ne ile yaşar? Yaşamak için mi yaşar? Dünyaya geldik bir kere şeklinde zorunluluktan mı yoksa bir amaç belirleyip onun uğrunda mı yaşar? Kendisi için mi yaşar başkaları için mi? Aşk için mi yaşar para için mi? (Susayım diyorum ama yapamayacağım, bu dolar ve euro çok oldu ama!) Yapmak zorunda olduklarımız mı bizi hayata bağlayan yoksa hayallerimiz mi? Ne uğruna yaşıyoruz? Hayatta ne olmak istiyoruz? İyilikten mi besleniyoruz kötülükten mi? Seçimlerimiz neler? Çok fazla soru var. Kitap doğrudan sormak yerine hikayeler aracılığıyla soruyor.
   İlk hikaye fakir bir ayakkabıcının, çıplak bir adamla karşılaşması ve ona yardım etmesiyle başlıyor. Bu yardımın ödülü olarak ayakkabıcının işleri yoluna giriyor. Karşılaştığı adam ise Tanrının ceza olarak dünyaya gönderdiği bir melek ve insanların arasına karışarak hayatı anlamaya çalışıyor. İnanç yönü kuvvetli bu hikaye, “İnsan ne ile yaşar?” sorusuna sevgi ile yaşadığı cevabını veriyor.
   İkinci hikayeye geçtiğimizde bir kralla karşılaşıyoruz. Krala göre her işte başarılı olabilmek için üç soruya cevap bulması lazım: her şeye başlamanın doğru yolu nedir, kimi dinleyip kimden kaçması gerekir ve her şeyden önce yapılması gereken en önemli şey nedir? Danışmak için bir bilgeye gidiyor ve sorularının cevabını somut bir olayla alıyor.
   Üçüncü hikaye bir kahvedeki insanların Tanrının varlığını tartışmasını anlatıyor. Farklı milletlerden ve mezheplerden oluşan insanların, inançlarını yarıştırırken ne kadar kör olabildiklerini gösteriyor. Bu körlüğün sebebini ise kibir olarak nitelendiriyor. (Benim en beğendiğim hikaye bu oldu.)
   Son hikayede ise daha fazla arazi sahibi olmaktan başka bir amacı olmayan adam, bu hırsıyla toprak peşinde oradan oraya savruluyor. Mal mülkün hiçliğini, öldüğümüzde yer kapladığımız topraktan ibaret oluşuyla ifade ediyor.
   Tüm hikayelerin ortak özelliği maneviyatı ve inancı temel alması olmuş. Tolstoy daha derine, içimizde bir yerlere bakmamızı işaret ediyor. Yaşanılan her şeyin bir nedeni olduğunu sorgulamaya yönlendiriyor. Elbette yaşadığımız şeyler bize bir şeyler öğretir ancak bazen sadece yaşamak gerekir diye düşünüyorum. Her zaman sorgu içinde olmak yaşamın keyfine varmamızı engelleyebilir.
   Keyifli okumalar!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Tasarımcının Gözünden

Öfke ve Vicdan Arasında: Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm - Zülfü Livaneli

An'da Kalabilme Hali: Yoga