Kayıtlar

Mart, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kategoriler

Konuşulmayanı Yazan: Şebnem İşigüzel

Resim
Bir okur olarak, farklı yazar ve kitapları keşfetmeyi sevsem de bir yazarın anlatımı ve anlattıkları bana dokunduğu zaman tüm yazdıklarını okumak istiyorum. “Ne yazsa okurum” düşüncesiyle severek okuduğum birkaç yazardan biri Şebnem İşigüzel. Şanslıyım ki, kendisiyle bu sohbeti gerçekleştirebildim.    İlk kitabı Hanene Ay Doğacak, Yunus Nadi Ödülü almış fakat aynı zamanda sansürlenmiş bir kitap. Toplumun konuşmadıklarını, baskıyı, ayrımcılığı, “aykırı” sayılanları yazıyor Şebnem İşigüzel. Yazdığı karakterler, belki de kötü sayılabilecek hayatlar yaşıyor ama “Hayatta kapanmayacak yara yoktur. Siz sadece o yaşadığınızın gelip geçici olduğunu düşünün yeter.” diyebilecek yaşama sevincine de sahip.


İlk kitabınız olan “Hanene Ay Doğacak” çıktığı zaman yüzleşmek istemediğimiz gerçekleri anlatması ve belli kalıpların dışında yer alması nedeniyle sansürlenmiş olabilir mi? Toplumun ayıp saydığı şeyleri dile getirmemek bastırılmışlığı artırıyor olabilir mi? Edebiyat her şeyi konu edebilir. Öne…

Okuduğunu Dinleme Hissi: Venüs - Şebnem İşigüzel

Kahramanımız -isminin geçmemesi sebebiyle kahramanımız diyeceğim-1908 yılında, doğuyla batının ortasında, Boğaz sularındaki bir kayıkta doğar. Hatta erkek çocuk isteyen babasının öfkeyle tepinmesi sonucu kayık devrilir ve dünyaya gelişi suların içinde olur. Annesi doğumda ölür. Onu, kendini erkeklerle bir tutmaya cesaret edebilen(!), kadınlığını gururla taşıyan Şekina Hala ve ailenin kuşaklar boyu hizmetkarı Nergis büyütür. Kahramanımız, kendi yaşadıklarını anlatırken, iki kadından dinlediği hikayeleri de aktarır bize. Zira bu kitap aynı zamanda “bir aile tarihçesi”dir.    Anlatılanlar kadının toplumdaki yerini gösterir niteliktedir. Kadının toplumdaki yeri neresidir diye sorarsanız, bunun cevabı için ne bu kitaba ne de benim söylediklerime ihtiyaç vardır, buyurunuz gündemi takip ediniz derim. Gündem demişken, kitabın 1900’leri, bazen daha gerisini anlatmasıyla geçmişi okuduğunuzu zannetmeyin. Parmağınızla tarihi kapattığınız zaman aradaki yüz yıllık fark da kapanacaktır. Zaman olar…

Bir Tasarımcının Gözünden

Resim
Sosyal medyayla birlikte bir güzellik algısı oluştu. Gezilen yerler, manzara, çiçek, yemek, kahve… Ne olduğu değil fakat nasıl göründüğü önemli hale geldi. Güzel görünmesi için çabalıyoruz çünkü hayatımızda iki kavram var artık; paylaşmak ve beğenilmek. Bunlara bir de tasarımcı gözünden bakmak için arkadaşım Tilbe’yle biraz sohbet ettik.    Tilbe Çakır, Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık mezunu. Şuanda özel bir firmada iç mimar ve stil danışmanı olarak çalışıyor. Aynı zamanda freelancer olarak grafik tasarım ve dijital illüstrasyonlar (dijital çizimler) yapıyor. 

İşiyle ilgili ise şöyle diyor: “Değişen zamanla birlikte tasarım ve estetik hayatımızın neredeyse tümünü kaplıyor. Eviniz, kıyafet tarzınız, ofisteki masanız, firmanızın kurumsal logosu hatta yediğiniz yemekte bile estetik ve tasarımı kullanıyorsunuz. Artık tasarım bir lüks değil ihtiyaç haline geldi. Buna olan açlığımız gün geçtikçe artıyor ve artmaya devam edecek. Ben de tam olarak bu açlığı kendimde hissettim. Şimdi, çocu…

Varoluşun Sorgusu: Biri, Hiçbiri, Binlercesi - Luigi Pirandello

Kendi gerçeğimizi bir başkasına kabul ettirmeye çabalarken gerçeğin göreceli olabileceğini, bir başkasının bizden farklı görebileceğini düşünmüyoruz; tek bir düşünce olmalıymış gibi davranıyoruz. Bu kitapta ise insanın kendisi dahil birçok gerçek için farklı bakış açıları olabileceği anlatılıyor. Bizim aynada gördüğümüz başka, ailemizin gördüğü başka, arkadaşımızın, sevgilimizin, komşumuzun yahut tanımayan insanların gördükleri başka başkayken, tek görünüş gerçeğinden bahsedebilir miyiz?    Bir gün karısının söylemesi üzerine burnunun yamuk olduğunu fark eden Moscarda Vitangelo, bunca yıldır fark edemediği bu gerçekle varoluşunu sorgulamaya başlar. Kendisinin fark etmediği ancak başkalarının bildiği bu yamukluk, insanların tanıdığı Moscarda ile kendi tanıdığı Moscarda’nın aynı olmadığını ve kendine asla dışarıdan bakamayacağı için hep yabancı kalacağını düşündürür. Aynanın karşısına geçtiğinde bile göremeyecektir çünkü hareketleri doğallığını yitirecektir. Her insan için farklı bir…

An'da Kalabilme Hali: Yoga

Resim
Hayatta üç zaman dilimiyle varız; geçmiş, bulunduğumuz an ve gelecek. Yaşarken geçmişle boğuşmaya ya da bir sonraki adımı düşünmeye o kadar odaklanırız ki önemli olanı, anı kaçırırız. Geçmiş için yapılacak bir şey olmadığını bildiğimiz halde hep o kelime zihnimizdedir: Keşke! Gelecek ise merak ve kaygıyı bir arada bulunduran bilinmezdir. Ancak bu bilinmezin, yaşadığımız an’lardan oluştuğunu unuturuz. İşte yoga bunu hatırlatıyor; an’da kalabilmeyi, bir nevi durma halini.
   Yogayı bir süre internetten izlediğim videolarla evde denedim. Daha iyi öğrenmek için yoga eğitmeni arkadaşım Gaye’yle derslere başladım. Bir saatlik sürede hem sınırlarımı gördüm hem bedenimi özgürleştirdim diyebilirim. Hareketleri yaparken bir an önce bitirmeye çalışmak yerine acının üzerimdeki etkilerine yoğunlaşmayı öğrendim. İlk derslerde bu hareketler ne zaman biter, Gaye bir tur daha yaptırır mı diye düşünüyordum tabi. Gaye de canıma okudu sağ olsun! Yavaş yavaş an’da kalmayı öğrendim.    Bir de eğitimcisin…

Öfke ve Vicdan Arasında: Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm - Zülfü Livaneli

Öfkenin gün geçtikçe arttığı bir dönemdeyiz. Bunun yansımasını sık gördüğümüz alanlardan biri de sosyal medya. İnsanlar yolda giderken tanımadığı birini durdurup hakaret edemeyecekken, bir başkasının fotoğrafına nefret kusmayı kendilerine hak görüyorlar. Öfkeyle bu denli yüzleşmek bana Zülfü Livaneli’nin “Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm” kitabını anımsattı. Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse: Sami Baran, İstanbul’dan Stockholm’e gelmiş bir siyasi mültecidir. Bir kaza sonucu yattığı hastanede eski bir bakanla karşılaşır. Yaşadıklarının sorumlusu saydığı bu adamdan intikam alma isteğiyle mülteci arkadaşlarıyla bir plan yapar. Uygulamanın basit sayıldığı planda hesapta olmayan engeller çıkacaktır. Ülkelerinden zorunlu ayrılmış insanların ve anadilin üzerimizdeki etkisinin yanı sıra öfke, sevgi, intikam, affetmek, vicdan gibi zıt kavramlara da değinen bir kitap. İnsan karakterine göre şekillendirilen kedi insanı-köpek insanı gibi iki kavram daha ele alınmış ki okurken hangi grupt…

Çiçek Sulamak

Adem ile Havva’dan bu yana var olan kadının toplumda yer edinemeyişini konuşuyoruz hâla. Erkeğin kadından üstün olduğunu benimsemiş erkek egemen toplum inşa ediyoruz inatla. Erkek çocukların paşa, kız çocukların önemsiz sayıldığı zihniyet sonucu çocukluktan başlayan bu ayrımcılık; kadının hareketlerini gün geçtikçe kısıtlarken, erkeğe geniş bir alan tanıdı. Kadın konuştuğunda yahut bir kız çocuğu, “Sen sus” denilebiliyorsa ayrımcılık gerçekten yok mudur? Oturması kalkması, çalışması gezmesi, gülmesi eğlenmesi ve kadının yaptığı daha nicesi olay olurken, bir erkeğin pantolonuna laf edildiği duyulmuş mudur? Erkeklerin aldatmasının hak görülmesi, sokaklarda kadınların tekmelenmesi, tecavüz edenin takım elbiseyi giyip iyi halden indirilmesi söz konusuyken şiddet yok denilir mi? Açık giyinmeseydi, gece sokağa çıkmasaydı, falanıydı filanıydı şiddetin bahanesi olabilir mi? İstatistiklere göre 2017’de öldürülen kadın sayısı 409, cinsel şiddete maruz kalan 332 ve bunlar sadece sayılabileni. Böy…